Sabahattin ÖNKİBAR
Aktif siyasette olmayan ve 85 yaşına gelen Süleyman Demirel’in laf olsun torba dolsun ya da spekülasyon olsun diye söz etmeyeceği kesindir.
Dahası, bireysel olarak hiç bir zararını görmediği ve beraber çalışmadığı Yaşar Büyükanıt’a karşı şahsi bir husumetinin olacağı da düşünülemez.
Buradan hareketle 9. Cumhurbaşkanının Büyükanıt Paşa’nın Beykent Üniversitesi’nde ettiği “Devlet kurumları arasında güvensizlik varsa o devlet hastadır. Bizdeki tablo budur” sözüne verdiği sert karşılığın belli ki bir anlamı ve hatta perde gerisi vardır.
Bunun ne olduğunu ya da olabileceğini sorgulamadan önce Sayın Demirel’in önceki Genelkurmay Başkanının ettiği o söze verdiği cevaba bakalım:
- “Hiç kimse kendi iktidarsızlığını, güçsüzlüğünü devlete yüklemesin. Eğer bozuk bir şey var idi ise düzeltselerdi. Bozuk olanı düzeltmek devletin işidir.”
Demirel gibi artık bilge konumunda olan ve yaşı gereği kişisel iddialardan uzak duran birisi direkt olarak birini bu biçimde hedef alıyorsa belli ki orada bir şey var demektir.
9. Cumhurbaşkanının mesajı birkaç şekilde okunabilir.
Birincisi; Büyükanıt’a “Yakın geçmişte sen de devletin en önemli makamındaydın. Bugün şikayet ettiğin konular için sen o makamda ne yaptın” sitemidir ki bunda sayın Demirel haklıdır.
Öyle ya devletin bir biriminin Büyükanıt’ı özel olarak izlediği ve dinlediği Şemdinli olayı ile sabitken Yaşar Paşa Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturduktan sonra bu dinleme olayına karşı hangi adımı atmış ve hasta olan devlete hangi çözümü teklif etmiştir?
MGK gibi devletin en önemli kurumuna üye olan ve Türk Silahlı Kuvvetleri’ne komutanlık eden biri olarak ne yapmıştır?
Efendim o siyasetçi değildi bir şey yapamazdı demeyin sakın!
Söz konusu olan devletin bekası ve onun hastalığı ise bir Genelkurmay Başkanının böyle bir durumda sadece söz etme değil, aynı zamanda kurallar içinde harekete geçme zorunluluğu vardır.
Sorarım size, bu anlamda Büyükanıt’ın hangi çabası ya da mücadelesi oldu da kamuoyu bunu duymadı?
Yaşar Paşa dendi mi ben dört şey hatırlıyorum:
1) Sözde değil, özde laiklik blöfü.
2) Seçim öncesinde AKP’ye verilen muhtıra ile AKP’ye açıktan 10 puan kazandırılması.
3) K.Irak’a kara harekatı esnasında bir sabah meydan okuyup, öğleyin çark etme yani askeri geri çekme kararı ve bu kararı eleştirenleri Genelkurmay karargahında “Ne yani vatanseverlerin dediği gibi Kerkük’e mi gidecektik” alayında bulunması.
4) Tayyip beyle yaptığı Dolmabahçe buluşması.
Evet soruyorum, Yaşar Paşa bunların dışında hatırlanacak bir şey yaptı mı?
Orgeneral Büyükanıt hasta ilan ettiği devletimiz için hangi çözümü sunmuş, hangi mücadeleyi vermiş, hangi çabayı sergilemiş bilen, duyan, gören var mı? Eğer yoksa, emekli olduktan sonra bu tür lafları etmek, en hafifinden popülizmdir ki bunu eski Genelkurmay Başkanları değil, yeni siyasetçiler yapar.
Bu arada bir kaynağım, Demirel, Dolmabahçe buluşmasının içeriği ile ilgili bazı şeyler biliyor, siteminde onun da payı olabilir değerlendirmesini yaptı. Tabii bu bir spekülasyondur ve dolayısı ile yorumdan varestedir.
BİR KIYMET...
Haydar Baş’a dikkat!
Gelin bugün bir şeyin altını çizelim ve bir hakkı teslim edelim. Pek çok çevre Prof. Haydar Baş ve partisini uzun zamandır görmezden geliyor. İtiraf edeyim sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yemesi misali biz de İhlas’da şahit olduklarımızdan sonra cemaatlere karşı dikkatli olmaya ve ince eleyip sık dokumaya başladık... Hayır hayır, biz, Türkiye’deki cemaatlerin tamamının fasık ve güdümlü olduğu iddiasında değiliz. Tersine aralarında samimi ve bağımsız olanları var. Haydar Bey ve ekibini hiç tanımam ve hiçbir mensubu ile telefonla olsun konuşmuşluğum yok ama zaman zaman Yeni Mesaj Gazetesini izliyorum. İtiraf edeyim Yeni Mesaj’ın yayın politikası ile yazılarına bayılıyorum. Çizgileri yüzde yüz milli. İnaçlarında samimiler ve dış dinamiklerle zerre bir ilişkileri yok. Açıkçası bu tarafları bana müthiş güven veriyor. İtikatları konusunda ayrıntılı bilgim yok ama Ehli Sünnet oldukları yani İslam’ın Şanlı Peygamberinin(sav) izinde yürüdükleri ortada... Ah keşke bütün cemaatlerimiz böyle olsa... Haydar Baş Hoca bize desteklenmesi gereken bir kıymet gibi gelmeye başladı...
AMAÇ FARKLI...
Ergenekon bitti, Anayasa verelim!
Ergenekon’un havası yani gazı kaçmaya başladı. Toplum Ergenekon dezenformasyonundan yoruldu. Bunu gören AKP, hemen harekete geçti ve yeni bir manipülasyon oyununu vizyona koydu.. Neymiş efendim, Anayasa değişecekmiş! Neymiş efendim, MGK kaldırılacak, Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçim şekli farklılaştırılacakmış! Neymiş efendim, seçim zamanı ile Cumhurbaşkanının görev süresi netleştirilecekmiş. Bunlar, işin hikaye kısmı yani zarf. Gerçek yani mazrufa gelince durum şudur: AKP, işsizlik ve yolsuzluklar konuşulmasın, dış politikadaki fiyaskolar sorgulanmasın diye kamuoyunu oyalayacak gündem konuları üreterek yıpranmanın önüne geçmek istiyor. Son Anayasa değişikliği teşebbüsü tamamen bu amaca matuftur ve dolayısı ile bu girişimin somut hiçbir sonucu olmayacaktır.
YİNE EMANETÇİ...
D(Y)P binasız seyyar parti!
Seyyar parti benzetmesi bana değil DYP’nin ağır topu Turan Arınç’a ait.. Turan Bey bu tabiri niçin mi kullandı? D(Y)P’nin İzmir teşkilatlarının artık hurdaya dönen seçim otobüslerine taşındığını ifade etmek için. Evet yanlış okumadınız Demokrat Parti kira ödeyemediği için merkezlerini araçlara taşıdı.. Olur mu öyle şey deyip gülmeyin, tablo aynen budur. Üstelik bu sadece İzmir için geçerli değil, İstanbul’un bazı yerleri için de söz konusudur. Araba bulan partiyi oraya taşıyor, bulamayan komple kapatıyor. Evet koca misyonun partisi maalesef bu hale getirildi... Sorarım size partiyi bu hale getiren birinin, hâlâ genel başkanlık için adaylık sözünü etmesi normal midir?.. Bir başka şey, önceki akşam AKP’nin bütün kanalları Cindoruk’a bindirirken Süleyman Soylu’yu seviyordu. Neden acaba? Son bir not: Anlamayanlar anlasın, Hüsamettin Bey yönetmek için değil, birleştirmek için geliyor. Zamanı gelince emaneti ehline verecek bundan emin olabilirsiniz.
|